Aradığını bulamadın mı? Buradan keşfet!
Mardin... uzak bir köşede kendi kaderini yaşayan şehir... binbir gece masallarının gizemli diyarı... ucu bucağı olmayan bir sarılık...gözün alabildiğince... insana sınırsız bir özgürlük duygusu veren geniş ovalar... sonsuzluk...
Gecelerin ışıklı gerdanlığı... sarı ovaların koyu denizlere dönüştüğü yer... taşların sevdayı fısıldadığı... sevdaların şiir olduğu... Mardin... insana şiir de roman da yazdırır bu şehir, dedirten sihirli ülke... Murathan Mungan’a şaşırmıyorum burayı gördükten sonra... en güzel şiirleri, en güzel hikayeleri yazmasına da...
Burada aşık olmalı insan... burada hiç tanımadığına aşık olmaya da şaşırmam... ilk bakışta aşkın gözlere vurmasına da şaşırmam hiç... ilk rastladığın anda, gülümseyişini ilk gördüğün dakikada yüreğini göğsünde hissetmene de...
Aşk, bu gizemli ve sihirli şehirde yaşanmalı... aşk sadece buraya ait sanki... aşk bu şehre yakışıyor... tüm yürek yaralarının ilacı bu taşların ülkesinde saklı... sarı taşların aralarında inatla yeşeren minicik mavi çiceklerin yapraklarında yazılı sevda sözleri... sevdalılar koklamaya gelmeli bu masal ülkesine bu çiçekleri... burada aşkla randevu var...
Ben böyle bir randevuya şahit oldum... sözleşmişlerdi onlar sanki bu randevu için... şahane bir manastırın çiçekli avlusunda... delikanlı kızı gördü birden, gülümsedi pırıl pırıl... adı üstünde kanı deli akıyordu damarlarında, aşkın tam zamanıydı şimdi... yarını beklemek boşunaydı...
Delikanlının gözlerini gördüm ben orada, o avluda... o gözlerde beliren sevdayı gördüm... o gözler ele verdi en mahrem gizleri... sadece ben değildim bu ateşi gören... gökyüzündeki kızgın güneş de gördü... gecenin koyusundaki sarı yıldız da... ve manastırın 1000 yaşındaki bütün taşları... ve 1000 senedir orada yaşamış tüm ruhlar.. oralara ait herşey gördü bunu... çünkü bu onların işiydi...
Görmeyenler de vardı... Orada orman yoktu, yeşil görmedi... çam ağaçları görmedi... Orada deniz yoktu, balıklar görmedi... denizlerin rüzgarı görmedi, yosunlar görmedi... ve kız görmedi...
Delikanlı şaşırdı kıza... bu sevdayı anlamamasına şaşırdı en çok... ve onu anlamamasına... delikanlı kırıldı... kızın gitmesine, arkasına bile bakmadan hem de... onu dinlememesine yandı en çok... Mardin’in taşları şahit oldu buna, taşlar arasından inatla fışkıran minik çiçekler, sonsuz ovadaki sarılık, gökteki kızgın güneş, manastırdaki ilahi ruhlar.. bir de ben...
Dilimde Murathan Mungan’a ait bir şiirle uzaklaştım oralardan, o sarı taşlardan, o kızgın güneşten... o aşk kokan havadan, o sevda şarkıları söyleyen meltem rüzgarından,... o delikanlıdan, onun pırıl pırıl bakan gözlerinden, onun sevimli ve masum yüzünden, aydınlık gülümseyişinden...
Karanlıkta duruyorum aşk vurmasın yüzüme
dokunmasın kimse bana
kimse ulaşamasin artık tenimin incinen yerlerine...
uyanmasın bir daha etimdeki yaralı hayvan
zamanın siyah deltasında çürümek istiyorum
biliyorum artık kimse yok kimsesizliğime...
biliyorum aşka kimse yok
aşkın karanlık metali soğuyor yüreğimin derinliklerinde...
aşklarım, arkadaşlarım, dostlarım
dağılıp gitti herkes
içimi sızlatacak kimse kalmadı içimde...
Ve ben biliyorum ki bu kırgınlık çok sürmeyecek delikanlım, yüreğinin acısı geçecek mutlaka... içini derinden sızlatacak ne aşklar yaşayacaksın daha kimbilir... Sen Mardin’in çocuğusun... taşların şehrinde, onlara rağmen inatla hayata merhaba diyen küçük mavi çiçekler gibisin... onlar gibi yılmayan ve yaşama sıkı sıkı bağlı... hem de tüm umutsuz aşklara ve tüm yürek yaralarına rağmen...
uçup gidecek..
Aradığını bulamadın mı? Buradan keşfet!