Aradığını bulamadın mı? Buradan keşfet!
Gecenin bir yarısı kıyıya ağ atmış site bekçisinin onlarca dil balığı yakaladığını görünce hasetlendim.. “Benim neyim eksik?” dedim verdim siparişi..
Aslında balığa gidecek gücüm yok..Bir kaç gündür soğuk algınlığı ile mücadele ediyorum..
Burnum işlevini yerine getirmiyor..Koku da almıyor..Hayrat gibi, ha bire akıyor.
İki tane bir buçuk metre demir çubuk yaptırdık ( Masrafa bak!)
Demir çubukları kıyıya paralel bir şekilde denizin içine saplayıp, ağıda arasına gereceğiz sonra ben ağ ile kıyı arasında biraz gezineceğim balıklarda ağın içine dolacak!
Stratejimiz, kağıt üzerindeki planımız bu..
Ağın dolmasını beklerken de fileto kestiğimiz istavritlerle Lüfer olmadı Kalkan yakalayacağız..
Hastayım diye çok sıkı giyindim Allah için ( Eşim yazıları okuyor da).
Hastayım diye çok sıkı giyindim Allah için ( Eşim yazıları okuyor da).
Gani’de geldi.
Giydik boy çizmelerini, kırk yıllık balıkçılara taş çıkartırcasına, ağı açtık..Ağın uçlarındaki ipleri, yaptırdığımız demir çubuklara bağladık..Su göğsümüze gelene kadar denizin içinde yürüdük ve tezgahımızı kurduk..
Aramızda konuşuyoruz…
“ Ağabey benim içime doğuyor, dolacak bu ağ dolacak!”
“ Valla Gani bana da öyle geliyor, ne tutarsak yarı tamam mı?”
“ Tamam ağabey, dil de çıkar değil mi?”
“ Dil de çıkar pisi de kalkan da, fanyalı ağ oğlum bu! Denizde ne varsa toplar”
“ Bekçi de buraya atmıştı değil mi ağayı”
“ Tam bizim attığımız yere”
Boy çizmelerini çıkarttık, oltaları denize attık…
Ben her zaman ki gibi takım çantasının üzerine oturdum..Gözlerim kamışın ucundaki fosforda balık bekliyorum...
Bekle bekle gelen giden yok…Kabahati istavritlere buldum..
“ Gani bayat bu istavritler, ben sana canlı istavrit al dedim”
“ Tazesi yok tu ağabey, zaten bir yerde vardı”
Konun uzmanı olarak yorum yapmaya devam ediyorum
“ Sen lüfer olsan, bayat balığa gelir misin?”
“ Gelmem ağabey, denizde canlısı varken!”
“ Tamam işte lüfer de ondan gelmiyor, Allah’tan ağ attık”
İki saatten fazla bekledik, tek balık vurmadı… Balık vurmayınca takımları değiştirdik..(Okey oynarken, taş gelmiyorsa istekaları olmadı masayı, olmadı kahveyi değiştirirsin ya o hesap)
Güzelim istavritleri yengeçlere yedirdik..
Güzelim istavritleri yengeçlere yedirdik..
Beklemekten sıkıldım, gittim Marmara Ereğlisinden limandan teke* süzdüm..
Tekelerin yüzü suyu hürmetine iki mırmır yakaladım...
Tekelerin yüzü suyu hürmetine iki mırmır yakaladım...
Tepe lambalarımızı açıp, boy çizmelerimizi giyip, ağı toplamak için denize girdiğimizde saat gecenin on biri idi… Ben hiç üşümüyordum…
Denizin içinde yürüyoruz, tepe lambalarının aydınlığında irili ufaklı balıklar kaçışıyor, görüyoruz..Nefes alışlarımız hızlanıyor, kanımızdaki adrenalin yükseliyor…
“ Ağabey mantarlar gömülmüş”
“ Dedim ben sana ağ ağzına kadar balık dolmuş”
Ağın yanına geliyoruz………………..
Hikayenin sonrasındaki dramı yazmak, yazarken de tekrar yaşamak istemiyorum.
***
Moralim sıfırın çok altında, arabaya bindim, tam kontağı çevireceğim Gani seslendi;
“ Ağebey…. Bu ağı aldığımız çocuk var ya !”
“Evet”
“ Delik ağı satmış olmasın bize?”
Fanyalı ağ: Üç katlı balık ağı
Teke: Karides benzeri, deniz canlısı…
Aradığını bulamadın mı? Buradan keşfet!